Deniz kenarı kentlerde; büyük tabelaları olmayan, önünden defalarca geçmenize rağmen içeri girmedikçe fark edemediğiniz küçük meze mekanları vardır. “Herkes” yerine “müdavimler” ve onların çevresine hitap etmeyi
seçen bu adreslerde; hızla koşturan garsonlar, çeşitliliği vitrinlere sığmayan
mezeler bulmanız güç olabilir. Fakat tavsiyelere uyup, size önerilenlerin tadına
baktığınızda, keyifli bir meze deneyimi yaşama olasılığınız çok yüksektir. Bu
hafta, “denizel etki” dışında, sahile yakın meze mekanlarının karakteristik
özelliklerini Ankara’ya taşıyabilen bir adresi ziyaret ettim. Sarmaşıklarla
gizlenen bu mekanı, önünden geçerken keşfetmeniz bir hayli zor. Öyle büyük
ışıklı panoları yok. Kapıyı araladığınızda su kabağından avizelerle aydınlanan
loş bir ortam, taş duvarlar ve pencerelerin önünde dizili onlarca saksı ile
karşılaşıyorsunuz. Fonda çalan Yunan müzikleri, içeri girdiğinizde Ankara’nın
kasvetli ortamından uzaklaştırıyor. Deniz kenarında olmamanıza karşın ortam ve
mezeler, sizi “öyleymiş” gibi hissetmeye zorluyor. Bu yönleriyle mekan için
“bozkırın meze vahası” diyebiliyorsunuz.
